Aşk Sevgi Dostluk Eğlence Adına Herşey

İBRETLİK DERSLER

İBRETLİK DERSLER

 

Nasrettin Hoca’ya gelen bir adam der ki:

-Hocam haftalardır gözüm ağrıyor, kan çanağı haline geldi. Bana bir ilaç tavsiye edin…

Nasrettin Hocanın tavsiyesi şu olur:

-Bir parmak karasakız alıp gözüne koy hemen iyi olur.

Adam tereddüt etmeden hocanın tavsiyesine uyar akşam yatarken gözüne bir parmak karasakız koyar, sabah kalkınca da güç bela sökmeye çalışır. Bir de ne görsün? Gözünün biri hemen hemen hiç görmüyor. İlaç diye gözüne koyduğu karasakız gözünü iyice berbat etmiş.

Bütün öfke ve hışmıyla hocaya koşup çıkışır:

-Tavsiyenizi yerine getirdim hoca efendi… Ama gözüm büsbütün kör oldu.

Hoca fütursuz ve kaygısız:

-Acayip! der. Benim parmağım ağrımıştı da karasakız sarmıştım, iyi olmuştu. Karasakız ilaç derler, demek kimine iyi gelir kimine gelmez.

Para karasakız gibidir. Onu elinde tutarsan iyi gelir. İlaç olur ama kalbine koyarsan kalp gözünü kör eder.

Demek paranın yeri eldir, ceptir, kesedir, kasadır ama gönül değildir. Parayı iç alemine koyan adam onun kölesi olur. Parayı elinde tutan adam ona efendi olur. Hepimiz gönlümüzdekinin kölesiyiz.

“Dünyada herşeyin bir ölçüsü tartısı vardır. Sevginin tartısı da fedakarlıktır. Fedakarlık yapmayanların sevgisine inanılmaz.”

 

*************************************************************************************

 

Söze, “Ben Vaniköy’de oturuyordum.” Diye başlıyor Fatih Gökmen:

“-Mehmet Akif’de Beylerbeyi’nde. Bir gün öğle yemeğini bende yemeği kararlaştırmıştık. Öğleden bir saat evvel bana gelecekti. O gün öyle boralı yağmurlu bir hava oldu ki her taraf sel kesildi. Merhum yürümeyi severdi. Havanın bu haliyle karadan gelemeyeceğini tabii gördüm. Miaddan biraz evvelki vapurda çıkmadı. Diğer vapur bir buçuk saat sonra gelecekti. Yakın komşularımdan birine gittim. Vapur gelmeden döneceğimi de hizmetçiye söyledim. Yağmur devam ediyordu. Vaktimde evime döndüm. Bir de ne işiteyim! Akif, bu arada sırılsıklam bir halde gelmiş, beni evde bulamayınca hizmetçi ne kadar ısrar ettiyse de durmamış. “Selam söyle” demiş, o yağmurda dönmüş gitmiş. Ertesi gün kendisini gördüm. Vaziyeti anlatarak özür dilemek istedim. Dinlemedi. “ Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir.”dedi.

Benimle tam altı ay dargın kaldı

 

**************************************************************************************

 

Hasan Basri Çantay’ın Akif’le ilgili bir çok hatırasından biri şöyle:

“Hiç unutmam; bir akşam bizi Ankara’da evine çay içmeye çağırmıştı. Biz gitmek üzereyken O koşa koşa geldi. Dedi ki:

“-Akşam çayını sizde içeceğiz.” Ben tabi memnun oldum. Fakat bunun sebebini de anlamak isterdim. Sordum gülerek:

-Bizim odanın kilimini bir fakire vermişler, dedi.

O odadaki mefruşatı zaten o tek kilimden ibaretti, ve o tek kilimi bir fakire veren ta kendisiydi.Bir milletin kaç ferdinin kalbi milletine hizmet için atıyorsa, milletin kalbi o kadar güçlenir. Çünkü milletlerin kalbi fertlerin kalbine dağılmıştır.